
1994’ten beri CHP’nin kazanamadığı Üsküdar’ı iktidar partisinin elinden alan, çizgisi belli Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ın gözaltına alınması, sosyal medyadan da olsa şu ana kadar verilen çok geniş tepkilere neden oldu.
Dedetaş, klasik siyasetçi çizgisinde biri değil; çünkü bir siyasetçi değil! Yüzde 49,9 ile kazandığı belediye sınırları içinde Cumhurbaşkanının da konutunun olduğu Üsküdar’ın ilk kadın belediye başkanı, aynı zamanda asıl işi olan gemi mühendisliği marifetiyle tanıştığı İstanbul Şehir Hatları A.Ş’nin de ilk kadın genel müdürüydü. Mesleki yetkinliği sayesinde ölü durumdaki Haliç Tersanesi’ni bile hayata döndürmüştü.
ARIN- MA !
Eğer mesele gerçekten kamunun hakkını korumak, belediyelerdeki usulsüzlüklerin ve yolsuzlukların üzerine gitmekse; hafızalarımızdaki “parsel parsel” defterlerine bakılmalı.
2015 yılında, dönemin Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç’ın, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’e yönelik FETÖ’yü işaret ederek sarf ettiği “Bu yapıya Ankara’yı parsel parsel sattı” ithamı aslında bir “ihbar” olarak ele alınmalıydı! İddia sahibi sıradan biri değildi. İktidarın en tepesindeki isimlerden birinin yaptığı bu açıklama, “malumun ilamı” olabilirdi. Ne var ki; o dönem ortaya konan bu iddia, basit bir siyasi hesaplaşma görünümüne büründürülüp, bir örtbas mekanizmasıyla hiç yaşanmamış gibi unutturuldu.
Eski Başbakan Yardımcısı, kurucularından olduğu AKP’nin derin ağabeyi Bülent Arınç’ın Melih Gökçek’e açık meydan okuyuşu, onun hakkında söyledikleri normal bir ülkede hemen yargının dikkatini hak eder; konuya ilişkin derhal işlem başlatılırdı. Yapıldı mı? Acı bir tebessümle devam edelim:
Melih Gökçek hakkında var olan suç duyurularını ‘tek dosya’da toplayan savcılık, “Suç duyurusunda bulunanların herhangi bir belge ve delil sunmadıkları, televizyonlardaki açıklamalar üzerine sadece savcılığa dilekçe verdikleri” gerekçesiyle konuyu “takipsiz” bırakıverdi.
Arınma, yalnızca bugünü denetlemek değil, dünün hesabını da sorabilme cesaretidir. Adaletin terazisi tarafsız çalıştığı gün, bu ülke gerçek anlamda temize çıkacaktır.
DİZİ DİZİ DOSYALAR
Melih Gökçek dönemine ilişkin usulsüzlük, kamu zararı ve rant iddiaları, somut belgelere dayandırılarak adli mercilere ve müfettiş raporlarına taşınmıştı. Bu süreçteki en kritik adli gelişmelerden biri, Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin Gökçek döneminde FETÖ bağlantılı olduğu iddia edilen kişi ve şirketlere imar planları yoluyla menfaat sağlandığı iddiasıyla yapılan suç duyurusuydu.
İçişleri Bakanlığı’nın 3 Şubat 2025’te verdiği “soruşturma izni verilmemesi” yani “şikayetin işleme konulmaması” kararına Ankara Büyükşehir Belediyesi itiraz etmişti. Danıştay 1. Dairesi tarafından oy birliğiyle kaldırılmış ve dosya yeniden ön inceleme yapılmak üzere Bakanlığa gönderilmişti. Bakanlık, Danıştay’ın kesin kararıyla, dosyada belirtilen hususlar çerçevesinde yeniden ön inceleme yapmak zorunda kaldı. İnceleme sonunda ise Gökçek’e ilişkin olarak “soruşturma izninin” verilip verilmeyeceğini göreceğiz. Elbette alınacak kararlar yine yargı denetimine tabii olacak.
801 MİLYON DOLAR
O “zaman” 801 milyon dolar kamu kaynağı harcanarak yapıldığı resmi verilerle açıklanan, Mansur Yavaş’ın “asrın yolsuzluğu” olarak nitelediği Ankapark bugün bir hurda. Ankapark projesi için TMMOB ve Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından “sahte belgelerle teklif alındığı, fahiş fiyatlarla ihaleler düzenlendiği ve görevin kötüye kullanıldığı” ileri sürülerek yasal mercilere suç duyurularında bulunulmuştu.
Gökçek’in “kaybolan” kendi robotunu yaptırmak için 2014’te, belediye bütçesinden KDV hariç 127 bin lira, o günkü kur ile 87 bin 500 dolar ayırdığının ileri sürüldüğünü düşündüğümüzde, o günkü 801 milyon doların bugünkü karşılığını hesaplamak istememelerini anlıyor insan.
Birkaç yıl önce Mansur Yavaş’ın eski başkan Gökçek dönemine ilişkin 3 katrilyonluk 40 yolsuzluk dosyasını savcılığa verdiklerini açıklaması hiçbir değişiklik getirmedi. Aslında değişmeyen şey, bu güzel ülkede yaşamın her gün artan ağırlığı: Depremde satılan çadırlar, olmayan yangın söndürme uçakları, kadın cinayetleri, geniş tabanlı işsizlik, derin yoksulluk, ekmek yanına kahvaltı koydurmayan emekli maaşları, atanamayan öğretmenler, intihar eden polisler, dayak yiyen madenciler, hakkı ödenmeyen doktorlar…
KOLAY MI?
İktidar için kendi bünyesinde olanı, biteni; hem de sonu büyük davalara dönüşecek türlü içeriklerle yüklü yasal bir süreci başlatmak elbette kolay değil.
Ancak Melih Gökçek’in sorgulanması, hakkında daha önce takipsizlik kararı verilen dosyaların yeniden açılması öncelikle iktidar için önemli. İktidarın, oy ve seçim yoluyla kazanamadığı belediyelere, elindeki devlet gücünü kullanarak erişebildiği savını dillendirenlere, “bükemediği bileği, “şimdilik” sahip olduğu iktidar aygıtıyla bükmeye” çalıştığını düşünenlere vereceği en etkili yanıt, geçmişte ve bugün kendi amblemi altındaki belediyeleri de incelemeye götürmesi olacaktır. Hukukun tartışılmaz üstünlüğüne güvenerek, adaletin tesisi ve kamu yararı için belediyelerle ilgili eylemlere geçildiğine ilişkin şüpheleri canlı ve somut olan halkı ancak bu yolla ikna edebilir. Aksi halde, muhalif belediyelere açılan her soruşturma, belediye başkanlarına ve genel olarak görevlilerine atılı olan her suçlama kadük kalacaktır.
AKP’nin sandıkta kazanamadığı belediyelerin hedef alınması, yargının siyasallaştığı eleştirisini güçlendiriyor. Adli kovuşturmaların, soruşturmaların ve mahkeme süreçlerinin tarafgirlikle, partizanca yürütüldüğü eleştirileri sürerken; yaşananlar kamu vicdanında, insanoğlunun hak ve adalet anlayışında, demokrasi ve seçim güvenliğinde onarımı olası olmayan yaralar açıyor.
Tüm bu haklı eleştirilere karşı AKP iktidarı, kendi içinde daha fazla gecikmeden arınma başlatmalı. Eğer yapmazsa, günü geldiğinde, yargılama sonucu beliren kesin hükümler dahi tartışmalı, şüpheli görülecektir.
Bugün muhalif belediyelerin harcamalarını büyüteçle inceleyen yargı ve denetim mekanizmaları, kendi geçmişlerindeki bu devasa bagajı görmezden geldikçe samimiyet testinden geçemez. Gerçek bir “arınma” ve toplumsal temizlik, iktidarın kendi mahallesindeki çürümelere de aynı adalet terazisiyle yaklaşmasıyla mümkündür.
CHP belediyeleri üzerinden yürütülen, soruşturma ve görevden uzaklaştırmalarla sonuçlanan bu süreçte; AKP’nin zarar gördüğünü, daha da göreceğini kestirememeleri de son derece ilginç. Tek bir partiyi güçten ve hatta muhalefetten düşürmek üzerine ilerletilen suçlamalar dizisi, iktidarın büyük stratejik hatasıdır. Sadece muhalefet belediyelerini yargıya taşımak; epeydir su alan, yalpalayan -hani hep birlikte içinde olduğumuz söylenen- gemiyi karaya oturtmak demektir.
İ. MELİH GÖKÇEK TWEET/CİRİT ATARKEN
Kağıt üstünde de olsa “kanun önünde herkesin eşitliği” esasına dayalı bir Anayasa ile yönetilen ülkemizde hala Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin çok tartışmalı eski Belediye Başkanı Melih Gökçek hakkındaki iddialar, suç duyuruları hemen hiç gündeme getirilmiyor; hakkında verilmiş takipsizlik kararları incelenmiyor. Bu böyle olduğu müddetçe de muhalefet belediye başkanları değil, onlar hakkındaki iddialar şüpheli hale geliyor.
Kaldı ki seçmen nezdinde kamu vicdanını yaralamak dışında bir etkisi olmadığı da ortada. Haksız yere suçlanmak, hapsedilmek adında “adalet” geçen bir partinin yönetiminde Ergenekon, Balyoz kumpaslarında sıklıkla görülmüş, acı içinde yaşanmıştı. O zaman yapılan hatalarda emperyalistlerin yetiştirmesi FETÖ vardı. Bu olan, bitende; olası hatalar yüzünden ömründen ömür çalınan kişilerin hayatlarının faturası kime kesilecek?
Kimler arasında yaşandığı belli olmayan bir çatışmadan, yine kimler arasında yaşanacağı belli olmayan yakın gelecekteki iktidar kavgasının ortasında kalan ve güçlükle hayatını sürdüren insanımıza oluyor olan. Hayat pahalılığı, yüksek enflasyon, işsizlik, liyakatsizlik, haksızlık ve yolsuzluk dişlilerinin arasında sıkışıp kalan, ezilen masum halkımıza… Gemi mühendisliği yapanlarla, kolayca gemicik alabilenlerin mücadelesi bu.


