İfade özgürlüğü kapsamında
değerlendirilen boykot
eylemlerinin kimi zaman
şirketler tarafından haksız
rekabet ya da itibar zedeleme
iddialarıyla yargıya taşındığını
belirten anayasa
hukuku
profesörü Süheyl
Batum, “Hukuk,
bugün maalesef
hiçbir alanda
dinlenmiyor,
göz ardı ediliyor.
Açık açık bir
hukuksuzluğu
yaşıyoruz” ifadelerini kullandı.
“RTÜK’ün verdiği gözdağı”nı
değerlendiren Batum, “RTÜK,
tamamıyla hakkı olmayan,
yetkisi olmayan konularda
girip diyor ki ‘Ben sadece
uyardım’. Arkasından da
söylediğinin gereğini yerine
getirip inanılmaz ağır
cezalar veriyor. Yani hukuka
aykırı bir şeyi hukuk buna
izin veriyormuş gibi
kullanıyor. Böyle bir
ortamda gençlerin
başlattığı boykot
eylemini ‘tazminatı
gerektiren bir suçmuş
gibi’ göstermek
hukuken tamamıyla
yanlıştır” dedi.
‘ANLAM VERMEK ZOR’
İdare hukukçusu avukat
Metin Günday ise gençlerin şu
an yapmış oldukları ekonomik
boykotu “tüketimde
bulunma hakkı” olarak
tanımladı. Günday,
bu hakkın kullanılıp
kullanılmamasının
darbe girişimi olarak
nitelendirilmesine
anlam vermenin zor
olduğunu belirterek
“İktidar cephesinden
de çeşitli tarihlerde bu tarz
çağrılar yapıldığını görmüştük.
Cumhurbaşkanı Tayyip
Erdoğan’ın boykot çağrısı
var. Hatta boykot deyimini de
kullanmak suretiyle bir çağrı
bu. Bunda amaç geniş halk
kitlelerinin, anti demokratik
uygulamalara tepkisini bu
şekilde ifade etmesi. Bunda
da ne bir suç unsuru var,
ne suçun da daha ötesinde
darbe çağrısı var. Bunlar
hukuken gülünç. Boykot bir
ifade özgürlüğü meselesidir.
İsteyen tüketim yapar, isteyen
yapmaz” dedi.


