GÜNDEM

En büyük siyasi devrim!

Lütfen yanlış anlamayın, bugün görüşülecek ve çok şüpheli bir geleceğe çanak tutan terör yasasından bahsetmiyorum. Özgür Özel sayesinde kendilerini artık doğrudan siyasi kararların bir parçası olarak hissedecek milyonlardan söz ediyorum. 

Size doğruyu söyleyeyim, gözlerimin içi heyecanla parıldıyor… YENİ PARTİ’nin Genel Merkezi’ni halkın gönlüne kurmuş olan lideri Özgür Özel, yine grup toplantısında milyonlara umut saçmaya devam etti. Mutluluktan ve gururdan göğsümü kabartan bir gelişme yaşandı: Özel, YENİ PARTİ’nin siyaseti yaşama geçirme modelini açıklarken artık il başkanını, ilçe başkanını ve genel başkanı tüm üyelerin seçeceğini söyledi. Bu, yalnız YENİ PARTİ için değil, Türk siyaseti adına da büyük bir devrim için atılmış bir adım oldu.

ÇEYREK ASIRDIR BU DEVRİMİN ALTYAPISI VE TEORİSİNİ PARTİYE ANLATIYORUM

Tam 23 yıldır bu sonucu elde etmek için büyük çaba sarf ettim. Gerek 2003’te kendi başkan adaylığım döneminde, gerek 2010’da gerekse 2021’de parti içinde üç kuşağa yayılan geniş bir demokratik bilinçlenmenin de katkılarıyla oluşturulan ve son şeklini Parti’nin en deneyimli ve en genç kesimlerinin katkılarıyla geliştirerek verdiğim Demokratik Dijital Devrim (D3) tüzüğü, hep bu seçme-seçilme modelinin savaşını yürüttü! Tabii, ben milletvekili adaylıklarını da hiç çekinmeden üyelerin oylarıyla gerçekleştirmeyi önerdim. Umarım devrim paketinin içinde bu da vardır yahut eklenir. İnanın bana, en güçlü heyecanı bu yaratır. Daha önce bu teklifi götürmüş olduğum Baykal ve Kılıçdaroğlu’nun aksine, bu devrimi cesur bir hamleyle hayata geçiren Özel oldu. 2024’te Tüzük Kurultayı’ndan kendisine etraflıca anlattığım bu büyük adımı, aslında geçen sene mart ayında Ekrem İmamoğlu’nu tüm üyelerin oylarıyla partinin Cumhurbaşkanı adayı seçerken yaşama geçirmişti. Şimdi sıra bu büyük adımı partinin tüm örgüt yapısına uygulama kararlılığında… Yıllardır bu uğurda dil dökmüş insanlar sevinmesin de kim sevinsin… Bu düşünce kurumsallaştığı anda, YENİ PARTİ’nin üye sayısı katlanarak artacak. Bu hamle bütün diğer siyasi partilerin üstünde de büyük bir baskı oluşturacak. Onların üyeleri, neden bizde de aynı şey uygulanmıyor, diye önce dillendirecek, sonra umarım en doğal haklarını almak için harekete geçecekler. Tabii, Butlan CHP’sinin sözde kurmaylarının bu fikre buzul soğukluğunda bakacaklarından emin olabilirsiniz!

YENİ PARTİ’NİN BÜTÇESİ İÇİN EMEKLİLER VE ÇOCUKLAR EL ELE…

Halkın nabzını yükselterek, büyük bir fırtına gibi geliyor YENİ PARTİ. Kimi vatandaşlar 1881 TL’yi Mustafa Kemal Atatürk adına gönderiyor, kimi emekliler biriktirdikleri ayakkabı parasını getiriyor. Çocuklar kumbaralarını kırıp 640 liralarını partiye veriyorlar (Hiç kimse o çocuktan daha çok para bağışlayamaz partiye, çünkü o 640 lira, onun tüm varlığı!) Herhalde siz bu satırları okurken YENİ PARTİ bütçesi olarak biriken toplam para 270 ilâ 300 milyon TL arasındadır. Butlan CHP’sine hazineden 1,8 milyar TL’den daha fazla para ayrıldığını herhalde duymuşsunuzdur. Ama büyük ihtimalle halkın YENİ PARTİ’ye gönülden ilettiği para bunu geçecek. Çünkü bir yandan Butlan CHP’sinin içi boşalıyor, diğer yandan da YENİ PARTİ’nin kasası ve üye defterleri doluyor. Dolduran da önü kesilemez coşkulu halk!

İÇİNE DOĞDDUĞUM PARTİMDEN İSTİFA ETTİM

İçine doğduğum Cumhuriyet Halk Partisi’nden geçen hafta istifa ettim. İnönü ailesi ile CHP ilişkisi bir büyük doruksa, Baykamlar da o çizgide Öymen ve Güneş aileleri gibidir. Doğduğum yıl olan 1957’de, babam Dr. Suphi Baykam, DP’nin demokrasiyi yok etme çabalarına karşı İnönü’nün yanında açık mücadele veren genç bir milletvekiliydi. Ondan önceki yıllarda da CHP Gençlik ve Kadın Kolları kurucu başkanlığını yaptı; partinin gençleşmesinde büyük rol oynadı. Siyasetle ilgili ilk hatıralarım, 1960 Devrimi ve bizzat kimi gezilerine katıldığım ve babamın ilk sözcülüğünü üstlendiği 1965 Ortanın Solu kampanyasıdır. O kadar eskiye gidebilmek güzel, yorucu ve ağır sorumluluklar yüklüyor. 

Doğduğumdan beri benim için ailem var, CHP var ve Fenerbahçe var. Tabii ki bir de hepsiyle aynı anda başlamış sanat hayatım var. 

Fransa ve Amerika’da geçirdiğim yılların ardından, Türkiye’ye dönüp siyasi mücadelenin içine girdim. Bu bir zorunluluktan doğdu; Atatürkçülüğün nasıl yıpratıldığını ve buna tepki verilmediğini gördüm. 1994 yerel seçimleri öncesi toplumumuza CHP, SHP ve DSP’nin ayrı hareket ediyor olmasının ne gibi dev tehlikeler barındırdığını, Taban Operasyonu’nu kurarak bütün Türkiye’ye anlattım. CHP-SHP birleşmesinde, özellikle bu birleşmenin CHP tüzel kişiliğinde olması gerektiğini de vurgulayarak önemli sorumluluklar aldım. Birleşme kurultayında CHP Parti Meclisi üyesi seçildim. Partiyi demokratik bir rotaya oturtmak için 2003 yılında CHP Genel Başkan Adayı oldum. İhtiyacım olan imza sayısının iki mislini kurultaya götürdüm. Ancak bana karşı yapılan demokrasi darbesiyle tüzük apar topar aynı gün değiştirildi ve yarışmam engellendi. Hiçbir zaman küsmedim, partimden ayrılmadım. Ama bu sefer, Atatürk’ün partisi butlan kumpasının oyuncağı haline getirildikten sonra, CHP’den ayrılmanın yüreğimi kanatacağını bilmeme rağmen hiçbir tereddüt taşımadan bilgisayar ekranda istifa tuşuna bastım.

CHP gövdesinden ayrılan partileşmelere, geçmişte hem soğuk baktım hem de acıdım. Mesela çok değer verdiğim siyasetçilerden rahmetli İsmail Cem’in parti kurma hamlesini daha birinci saniyeden itibaren bir siyasi intihar olarak görmüştüm. Ama bu seferki ayrılma konusu uzaktan yakından geçmişte yaşananlara benzemiyor. Burada bir gövdeden ayrılma, bölünme yok! Malum işgalden dolayı gövde adını ve adresini değiştiriyor; hepsi bu! Mesela Yılmaz Özdil kadar tecrübeli isimlerin dahi bu farkı görememelerine çok şaşırıyorum. Özel, inanarak “Ben partiyi iktidar yapamazsam, seçimden sonra kurultayı toplarım ve aday olmam” diyebiliyor. Türkiye, başka düzeyde bir genç siyasetçiyle ülkeye yön verme şansını “inşallah” kullanacak.

ADI VE İÇERİĞİ BELİRSİZ, ÇELİŞKİLİ YASA…

Yasanın adı bile belli değil. Maddeler tam olarak nedir, milletvekilleri ne kadarını okumuştur belli değil. Müsavat Dervişoğlu, haklı olarak isyan ediyor: “Yasanın içeriğini İmralı biliyor, vekiller bilmiyor. Sorumluluğu Erdoğan’a bile değil, İmralı’ya teslim ediyorsunuz!” ve ardından o ağır cümlesi yankılanıyor: “İhanetin zaman aşımı olmaz!.” Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ açılım yasasını tarif ederken affedilen teröristlerin yanı sıra, Atatürkçü olduklarını yüksek sesle haykırdıkları için affedilmeyen teğmenlerin acı çelişkisini gözler önüne seriyor. Kim itiraz edebilir?

Cumhur İttifakı’nın önümüzdeki seçimlere Kürt kökenli siyasilerin de desteğini ekleyerek egemenliğini bir dönem daha sürdürmesi için bu girişimin yapıldığını memlekette duymayan kalmadı. Erdoğan’ın kendisine rakip olan Numan Kurtulmuş, Süleyman Soylu veya Devlet Bahçeli gibi siyasi liderleri yanına çekme konusunda uzmanlığa sahip olduğu bilinen bir gerçek. Senaryo dahilinde bu listelere DEM de eklenebiliyor. Sonuçta apar topar imza atan milletvekilleri bu yasa metnini aralarında nasıl tartıştılar, altından neler çıkacak, Bahçeli’nin neredeyse kurucu önder statüsü vermek istediği malum şahıs ne olacak; bütün bunları anladığına inanan kaç milletvekili var, hatta tam olarak şu anda Türkiye’de bunu detaylarıyla kavramış kaç kişi var, bütün bu soruların yanıtını gerçekten merak ediyorum! On binlerce çocuğumuzun, insanımızın ölümüne neden olan terör olaylarını kapsayan böyle bir yasa nasıl bu kadar sis bulutuna sokularak sunulabilir, anlamıyorum. 1 Haziran 2005 öncesi yaşananlar, kasten adam öldürme vakaları bu yasanın kapsamına girmiyormuş! İyi de bunları kim, nasıl kanıtlayacak? Dağ başında kim kimi öldürdü, bunun görselli, kanıtlı mahkeme sonuçları mı var? Onca muğlak ifade nasıl somut olarak binlerce insana uygulanabilecek? Kazanlı silah bırakma müsameresine gerçekten inanan kaç kişi var aramızda?

Gelelim bütün bunların YENİ PARTİ ile ilişkisine…

Ne bu yasanın yapılmayan tartışmalarını ne de yüzyılı aşmış Güneydoğu kanamalarını bir paragrafa, bir makaleye, bir sayfaya sığdıramazsınız. YENİ PARTi’nin de, Özgür Özel’in de parti tüzüğünde yer alan “Avrupa yerel yönetimler özerklik şartı tam olarak uygulanacaktır” veya “ana dilde eğitim” sözlerinin nerelere varacağını ve halkımıza nasıl yansıyacağını, partinin tüzüğünde yer alan Atatürkçülük ilkeleriyle nasıl örtüşeceğini kapsamlı olarak düşünmelerini ve ona göre adım atmalarını bekliyorum. Amerika’nın Büyük Orta Doğu projesinin tüm coğrafyamızı “böl, parçala, yönet” mantığıyla uzaktan kumandalı yönetmeye çalıştığı bu sis bulutu yasası, yarın ülkemize barış mı getirecek yoksa acıları mı tekrar deşecek? Bunlar parlamentoda tartışılırken, YENİ PARTİ’nin Cumhur İttifakı çıkarlarının bir yansıması olan yasanın maddelerinden veya barışa katkı uğruna verdiği desteklerden dolayı zarar görmesini istemem. YENİ PARTİ, Misak-ı Millî sınırları içinde üniter devlet yapımızın bu yasa ve artçı şoklarından zarar görmeyeceğini gönül rahatlığıyla söyleyebiliyor mu? İşte bu sorunun yanıtını vermek, temeli Atatürkçü kitleler olan lider parti için olmazsa olmaz bir şarttır. 

İlgili Haberler

Çocuğunu göremediği için eski eşini darp etmişti: Kumar borcu yüzünden ahlaksız teklifler almış!

admin

Mahmut Arıkan: İnsanları fıtrat değil, denetimsizlik öldürdü

admin

Resmi Gazete’de yayımlandı: Ankara’daki bazı taşınmazların satışı onaylandı

admin

Özel, İstanbul’da CHP’li milletvekilleriyle bir araya geldi

admin

Yunanistan Başbakanı Miçotakis yarın Ankara’ya geliyor

admin

Üst kimlik alt kimlik

admin

Yorum Yap

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bu konuda sorun yaşamadığınızı varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul Et Devamını Oku

Çerez Politikası