
Bugün 1 Eylül “Dünya Barış Günü”. Barıştan yana tüm insanlara kutlu olsun. Dünya tarihi aynı zamanda savaşın ve barışın da tarihidir. Ülkelerin ve halkların birbirine düşman olmasından çıkar uman güçler, zaman zaman ulusları karşı karşıya getirdiler ve savaşları körüklediler. Savaşlar da acıları, üzüntüleri getirdi insanlara.
Savaştan çıkar umanların kâr ve iktidar hırsına bir dünya savaşı da yetmedi. 1. ve 2. dünya savaşlarında milyonlarca insan yaşamını yitirdi, yaralandı, sakat kaldı. Çok büyük ekonomik yıkımlar yaşandı. Böylesi büyük acılar yaşayan ve tehlikelerle yüz yüze gelen insanlık, barışın önemini kavradı.
BARIŞ MÜCADELESİ
Halklar barış içinde daha mutlu yaşamanın yollarını, yöntemlerini aramaya başladı. Çok yönlü bu mücadeleye de barış mücadelesi dendi. Barışa inananlar, barışı savunanlar örgütlendiler. Bu mücadeleyi tüm dünyaya yaydılar. Giderek büyüyen, güçlenen, yaygınlaşan uluslararası bir hareket oluştu. Barış ekmek oldu, su oldu tüm insanlar için.
Ünlü ozan Yannis Ritsos, dizelerinde şöyle anlatır barışı: “Çocuğun gördüğü düştür barış/ Ananın gördüğü düştür barış/ Ağaçlar altında söylenen sevda sözleridir barış./ Akşam alacasında, gözlerinde ferah bir gülümseyişle döner ya baba./ elinde yemiş dolu bir sepet;/ ve serinlesin diye su, pencere önüne konmuş toprak bir testi gibi/ ter damlalarıyla alnında…/ barış budur işte.”
BARIŞÇI GELENEK
Antiemperyalist mücadele geleneği olan ülkemiz solunun, aynı zamanda güçlü bir barış mücadelesi geleneği de vardır. Ulusal Kurtuluş Savaşı’yla emperyalist işgalcileri yurdumuzdan söküp atan halkımız, barışı ve barış mücadelesini de sahiplendi. Böylece ulusal kurtuluşun ateşleri ve acıları içinden; barış mücadelesinin geleneği de doğdu.
Bu geleneğe sahip çıkan barış güçleri, 1950 yılında Kore’ye asker gönderilmesine karşı çıktılar. “Mehmetçik Kore’ye gitme” dediler. Aynı yıl Behice Boran’ın başkanlığında ve Adnan Cemgil’in yazmanlığında kurulan Barışseverler Cemiyeti, barış mücadelesini yükseltti. Ülkemizde barış mücadelesinin ikinci kez örgütlü biçimde ortaya çıkışı, 1970’li yıllarda Barış Derneği ile oldu. Aynı dönemde, 1 Eylül “Dünya Barış Günü” olarak kutlanmaya başladı.
1 EYLÜL’ÜN ANLAMI
Saygıyla andığımız, ülkemiz barış hareketinin önderlerinden, emekli büyükelçi ve Barış Derneği Başkanı Mahmut Dikerdem; 1 Eylül’ün anlamını ve önemini şöyle anlatır: “Eylül ayı Dünya Barış Günü ile başlar. Bilindiği gibi, 1 Eylül 1939’da Nazi Almanya’sı Polonya’ya saldırarak 2. Dünya Savaşı’nı başlatmıştı. Savaşın tüm dehşetini yaşamış kuşaklar, bu günü barışı anma günü seçerek, faşizm ve militarizm tehlikesinin gelecekte de asla unutulmaması gerektiğini vurgulamak istediler.”
Biz de bundan tam 50 yıl önce, 1976 1 Eylül’ünde, İzmir’de ilk kez kitlesel kutlanan 1 Eylül Dünya Barış Günü’nü hiç unutmuyoruz. Bütün bu çabaları, Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal’ın önsözünü yazdığı “Barış Güzellemesi” kitabımızda anlatmıştık. (Başak Yay. 1994)
YURTTA BARIŞ
Bilindiği gibi, emperyalist güçlerin işgali sonucu yaşanan ulusal Kurtuluş Savaşı döneminde, bizim coğrafyamızda çok acılar çekildi. Savaştan yenik çıkan ülkemiz ve halkımız tümüyle yok edilmek istendi. Ama Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde verilen ulusal Kurtuluş Savaşı’yla emperyalist güçler yurdumuzdan sökülüp atıldı. Cumhuriyetle birlikte yeni ve barışçı bir dönem başladı.
Halkımız savaşın tüm olumsuzluklarını yaşamış ve acılarıyla yoğrulmuştu. İşte bu nedenle Mustafa Kemal, yeni dönemin temel politikasını “Yurtta sulh, cihanda sulh” olarak tanımladı. Artık bu temel ilke ve yaklaşım, Cumhuriyetin geleceğini belirleyecekti. Günümüzde, ülkemizde uzun yıllar acılara yol açmış silahlı terörün aşılmasında da bu temel ilke belirleyici olmalıdır.
DÜNYADA BARIŞ
Uluslararası emperyal güçler elbette günümüzde de boş durmuyor. Çıkarları doğrultusunda yeni savaşların peşine düşüyorlar. Ülkeleri birbirine kırdırmaya ve halkları düşman etmeye çalışıyorlar. Başta Ortadoğu’da olmak üzere savaşlar çıkarıyorlar. Trump ve Netanyahu gibi liderlerin savaş yanlısı politikaları, kendi halklarından bile yeterince destek bulmuyor. Giderek de yalıtlanıyorlar.
Geçtiğimiz yıl gittiğimiz Hiroşima’da, savaşın bıraktığı izlere yakından tanık olduk. Büyük şairimiz Nâzım Hikmet’in şiirinden esinlenerek yapılan anıtta, Japon çocuklarla saygı duruşunda bulunduk. Barış Parkı’nda barış çanını çalarak tüm insanlık için barış dileklerimizi yükselttik. Bu 1 Eylül’de de 2. Dünya Savaşı’nın ateşleri içinde barışı savunan Bertolt Brecht’in, “Savaş istiyoruz!/ En önce vuruldu/ bunu yazan” dizeleriyle barışı ve barış mücadelesini selamlıyoruz.


