GÜNDEM

Atatürk’ün Gözünden ‘Vahdettin’in Kaçışı

“Vahdettin Efendi, bu gece saraydan gaybubet eylemiştir (kaçmıştır). Zat-ı Şahane İngiliz himayesine girerek bir İngiliz savaş gemisiyle İstanbul’dan müfarakat etmiştir (ayrılmıştır).” (TBMM Zabıt Ceridesi, C.24, 18.11.1338 /1922, s. 562, Nutuk /Söylev, C.2, s. 922-923)

Bir taraftan “Kurtuluş Savaşı”nı, diğer taraftan “Vahdettin’in ihanetini ve kaçışını” müfredattan çıkarmaya kalkan AKP’li Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in önünde çok büyük bir engel var: o da tarihi gerçeklerdir. O tarihi gerçeklerin anlatıldığı kitaplardan biri de Atatürk’ün “Nutuk” adlı dev eseridir.

Atatürk, 1927 yılında CHP II. Kurultayı’nda okuduğu Nutuk’unda hem “Kurtuluş Savaşı”nı hem de “Vahdettin’in ihaneti ve kaçışını”, o savaşın lideri ve başkomutanı olarak elindeki belgelerle anlatmıştır.

ATATÜRK’ÜN NUTUK’UN GİRİŞİNDEKİ ELEŞTİRİLERİ 

Atatürk, Nutuk’un daha girişinde Padişah Vahdettin’i çok ağır sözlerle şöyle eleştirmiştir: “Saltanat ve hilafet makamını işgal eden Vahdettin, mütereddi (soysuzlaşmış), kendini ve yalnız tahtını koruyabileceğini umduğu deni (alçakça) tedbirler araştırmakta…” (Nutuk / Söylev, C.1, s. 2-3)

Çok açıkça görüldüğü gibi Atatürk, Nutuk’un daha ilk sayfasında ve ikinci paragrafında Sultan ve Halife Vahdettin’i, kendini ve yalnız tahtını korumak için “alçakça tedbirler araştıran bir soysuz” olarak adlandırıyor.

Atatürk, Nutuk’un ilerleyen sayfalarında da “İngiliz Muhipler Cemiyeti”ni anlatırken de Padişah Vahdettin’in bu cemiyete üye olduğunu belirtmiştir. Atatürk, “İstanbul’da önemli sayılacak kuruluşlardan biri İngiliz Muhipleri Cemiyeti idi. (…) Bu derneğe girenlerin başında ‘Osmanlı Padişahı ve Yeryüzünün Halifesi’ unvanını taşıyan Vahdettin (…) bulunuyordu,” demiştir. (Nutuk/Söylev, C.1, s. 10-11)

Atatürk, Nutuk’un ilk sayfalarında Padişah Vahdettin’i eleştirmeyi sürdürmüştür. Ülkenin içinde bulunduğu genel durumdan söz ederken Padişah Vahdettin’i şöyle eleştirmiştir:

“Düşman devletler Osmanlı Devleti’ne ve ülkesine maddi ve manevi bakımdan saldırmışlar; yok etmeye ve paylaşmaya karar vermişler. Padişah ve Halife olan zat (kişi) hayat ve rahatını kurtarabilecek çareden başka bir şey düşünmüyor. Hükümeti de aynı durumda…” (Nutuk/Söylev, C.1, s. 14-15)

Atatürk daha sonra “Burada pek önemli bir noktayı da belirtmeli ve açıklamalıyım” diyerek Padişah Vahdettin’in “hain” olduğunu şöyle açıklamıştır:

“Millet ve ordu, Padişah ve Halifenin ihanetinden haberli olmadığı gibi o makama ve o makamda bulunana karşı yüz yılların kökleştirdiği din ve gelenek bağlarıyla içten bağlı ve uysal…” (Nutuk/Söylev, C.1, s. 14-15)

Atatürk, Nutuk’un ilerleyen bölümlerinde de Padişah Vahdettin’i, “alçakça düşüncelere sahip alçak bir padişah” olarak adlandırmıştır:

“Damat Ferit Paşa’dan sonra diğer bir damat paşanın çevresinde sadrazam diye, nazır diye toplanmış bir takım sebükmağzanı (beyinsizleri) ve alçak bir padişahın deni (alçakça) fikirlerini kolaylıkla uygulamakta serbest bırakmayacağımızı sezdiriyoruz.” (Nutuk / Söylev, C.1,s. 308-309)

Atatürk, 1 Kasım 1922’de saltanatın kaldırılması dolayısıyla Meclis’te yaptığı konuşmada, Sevr Antlaşması’nı imzalatan Vahdettin’in “hain” olduğunu anlatmıştır. Atatürk, bu tarihi konuşmasını Nutuk’un Belgeler bölümüne (Belge 264) de koymuştur:

“Sonunda Osmanoğullarının otuz altıncı ve sonuncu padişahı Vahdettin’in saltanat döneminde Türk milleti en derin esaret çukurunun önüne getiriliyor. Binlerce yıllardan beri bağımsızlık kavramının soylu simgesi olan Türk milleti, bir tekme ile bu çukurun içine yuvarlanmak isteniyor… Ancak bu tekmeyi vurdurmak için bir hain, bilinçsiz, şuursuz bir hain gerekti. Nasıl ki idam edilmesi gerekenlerin ipini çekmek için kalbi, vicdanı insanlığın yüceliklerinden yoksun bir mahlûk aranır. İdam yargısı verenlerin böyle adi bir araca ihtiyaçları vardır. O kim olabilirdi? Türkiye devletinin bağımsızlığına son veren, Türkiye halkının hayatını, namusunu, şerefini yok eden, Türkiye’nin idam kararını, ayağa kalkarak bütün endamıyla kabul etmek yeteneğinde kim olabilirdi? (Vahdettin, Vahdettin sesleri, gürültüler). Ne yazık ki bu milletin hükümdar diye, sultan diye, halife diye başında bulundurduğu Vahdettin (Allah kahretsin sedaları). Vahdettin bu alçakça hareketiyle yalnız kendisine yaraşır bir muameleyi kabul etmiş olmaktan başka hiçbir şey yapmış değildi. Vahdettin bu davranışıyla kendini öldürdü ve temsil ettiği yönetim biçiminin çöküşünü zorunlu kıldı. Fakat efendiler; millet hiçbir zaman bu haince hareketin kurbanı olmaya razı olamazdı…” (Nutuk /Söylev, C.III, s.1855-1857)

Atatürk, Nutuk’ta “Osmanlı Saltanatının Çökme ve Dağılma Töreninin Son Aşaması” başlığı altında, 1 Kasım 1922’de TBMM’de saltanatın nasıl kaldırıldığını anlatmış ve söz konusu bölümü şöyle bitirmiştir: “İşte efendiler; Osmanlı saltanatının çökme ve ortadan kalkma töreninin son aşaması böyle geçmiştir.” (Nutuk /Söylev, C.II, s. 920-921)

Atatürk Nutuk’ta, “Vahdettin’in kaçışını”, “Hain Vahdettin Bir İngiliz Savaş Gemisi İle İstanbul’dan Kaçıyor” başlığı altında şöyle anlatmıştır:

“17 Kasım 1922 günlü resmi bir telgrafın ilk cümlesi şu idi: ‘Vahdettin Efendi, bu gece saraydan gaybubet eylemiştir (kaçmıştır).’ Bu telgrafın daha bir iki cümlesini, 18 Kasım 1922 günlü Meclis Zabıt Ceridesi’nde okumuşsunuzdur. Fakat telgrafın aslında, gaybubetin (kaçışın) kimlerin yardımıyla gerçekleşmiş olabileceğinden söz edildiği gibi Kutsal Emanetlerin nasıl korunduğunu bildiren cümleler vardır.

Yine o gün Mecliste okunmuş bir mektubun örneği ile ona bitişik bulunan ve ajanslarla yayımlanmış bir bildiri örneğini de tutanaktan okuyalım:

‘Mektup Örneği………17 Kasım 1922

‘Bir sayısını ilişik olarak sunduğum resmi bildiride yazıldığı gibi Zat-ı Şahane (Padişah Hazretleri) İngiltere’nin koruyuculuğuna sığınarak bir İngiliz savaş gemisiyle İstanbul’dan müfarekat etmiştir (ayrılmıştır). İmza: Harington (Türkiye’deki İngiliz Kuvvetleri Başkomutanı)

‘Resmi olarak bildirilir ki, Zat-ı Şahane (Padişah Vahdettin) bugünkü durum karşısında özgürlüğünü ve canını tehlikede gördüğünden bütün Müslümanların Halifesi sıfatıyla İngiliz himayesini ve aynı zamanda İstanbul’dan başka yere nakledilmesini istemiştir. Zat-ı Şahanenin isteği bu sabah yerine getirilmiştir. Türkiye’deki İngiliz Kuvvetlerinin Başkomutanı General Sir Charles Harington, Zat-ı Şahaneyi almaya giderek bir İngiliz savaş gemisine dek kendisine eşlik etmiştir. Zat-ı Şahane gemide Akdeniz Filosu Genel Komutanı Amiral Sir De Brock tarafından karşılanmıştır. İngiltere Olağanüstü Komiser Vekili Sir Nevile Henderson, Zat-ı Şahaneyi gemide görmeye gitmiş ve İngiliz Kralı V. George’a bildirilmek üzere isteklerini sormuştur.”

Atatürk, şöyle devam etmiştir:

“General Harington’un Ulviye Sultan adlı bir kadına gönderdiği Fransızca bir mektup da vardır. Bu mektup ‘Hiçbir yanıt verilmemiş olduğu’ kaydıyla Refet Paşa’ya gönderilmiş, o da bize 25 Kasım 1922’de bir örneğini göndermişti. Fransızca mektubun bize gönderilen Türkçe örneği şudur:

‘Sultan Hanımefendi Hazretleri, şimdi Malta’ya yaklaşmakta bulunan Zat-ı Hazret-i Padişahiden (Padişah Hazretlerinden) ailesinin durumu üzerine bilgi rica eden bir telsiz aldım. Bu konuda, geçen cumartesi Yıldız Sarayı’ndan bilgi almış ve Kadınefendi Hazretlerinin sağ, esen ve keyfi yerinde olduklarını öğrenerek hemen Zat-ı Şahaneye duyurmuştum. Eğer Padişah Hazretlerinin aileleriyle ilgili yeni bilgiler vermek iyiliğinde bulunabilirseniz onu da hemen Zat-ı Şahaneye ulaştırmakla mutlu olurum. Zakt-ı Şahanenin içinde bulundukları güçlükler dolayısıyla en içten dileklerimi yüce kişiliğinize ve Padişah ailesine sunmama izin vermenizi ve en derin saygılarımla yüce dileklerimin kabulünü rica ederim. İmza: Harington.”

Atatürk, şöyle devam etmiştir: “Efendiler, bu son mektup, üzerinde durulmaya değer nitelikte değildir. Bundan başka, General Harington’un, İstanbul’daki askeri görevlimize yazdığı mektup ile eki üzerinde görüş ileri sürmeyi gereksiz bulurum.” (Nutuk/ Söylev, C.II, s. 923-925)

Çok açıkça görüldüğü gibi Atatürk Nutuk’ta, Vahdettin’in nasıl kaçtığını elindeki belgelere dayanarak açıklamıştır. Nedir o belgeler?

1- 17 Kasım 1922 tarihli resmi telgraf. Söz konusu telgraf, 18 Kasım 1922 günü Meclis’te okunmuştur. (TBMM Zabıt Ceridesi, C.24, 18.11.1338, s.562)

2- 17 Kasım 1922 tarihli bir mektup. İngiliz İşgal Kuvvetleri Komutanı Harington’a ait bu mektup ve o mektuba ek bir bildiri. Bu mektup ve bildiri de 18 Kasım 1922’de Meclis’te okunmuştur. (TBMM Zabıt Ceridesi, C.24, 18.11.1338, s.562-563)

3- İngiliz İşgal Kuvvetleri Komutanı General Harington’un Ulviye Sultan’a gönderdiği Fransızca bir mektup. Refet Paşa bu mektubun bir örneğini 25 Kasım 1922’de Mustafa Kemal Paşa’ya göndermiştir.

GENERAL HARİNGTON ANLATIYOR 

Kaçışında Vahdettin’e yardım eden İngiliz İşgal Kuvvetleri Başkomutanı İngiliz General Sir Charles Harington, daha sonra yayımladığı kitabında Vahdettin’in kaçışını şöyle anlatıyor:

“15 Kasım Çarşamba günü yemekte iken sultanın yaveri geldi. Sultanın, cuma selamlığına çıktığında öldürüleceğini düşündüğünden hayatını kurtarmam için bana haber yolladığını bildirdi. Ben, sultanı kaçırmakla suçlanmamak için bu talebin yazılı olarak yapılmasını istedim.”

Bunun üzerine Vahdettin, 16 Kasım 1922’de İstanbul İşgal Kuvvetleri Başkomutanı Harington ’a şöyle bir kişisel mektupla başvuruyor:

“Dersaadet (İstanbul) İşgal Orduları Başkomutanı General Harington Cenaplarına.

İstanbul’da hayatımı tehlikede gördüğümden, İngiltere devleti fahimesine iltica ve bir an evvel İstanbul’dan mahall-i ahara naklimi (başka bir yere götürülmemi) talep ederim efendim. 16 Teşrin-i sani 1922. Müslümanların Halifesi Mehmet Vahideddin.” (Sir Charles Harington, Tim Harington Looks Back, John Murray, London, 1940, s. 125; Atilla Oral, İşgalden Kurtuluşa İstanbul, İstanbul, 2013, s.474)

General Harington, kitabına da koyduğu bu mektubu (Vahdettin’in kaçış belgesini) çerçeveletip evinin duvarına astığını da yazıyor.

Vahdettin, 17 Kasım 1922’de oğlu Ertuğrul ve yanındakilerle birlikte İngiliz HMS Malaya zırhlısı ile Malta adasına kaçtı.

Vahdettin, 20 Kasım 1922’de İngiliz İşgal Kuvvetleri Komutanı Harington’a, 25 Kasım 1922’de de Büyük Britanya Kralı ve Hindistan İmparatoru V. George’a, kendisine yardım etmelerinden dolayı bir teşekkür telgrafı göndermişti. Vahdettin, Britanya Karlı’na gönderdiği telgrafı şöyle bitirmişti: “Majestelerinize en derin minnetlerimi sunarım. Majestelerinizin ailesinin tüm mensuplarının sağlık ve refahı için Allah’a dua ederim.” (Oral, s. 474; Salahi Sonyel, Gizli Belgelerde Mustafa Kemal, Vahdettin ve Kurtuluş Savaşı, Ankara, 2007, s. 200)

ATATÜRK’ÜN ‘KAÇAK VAHDETTİN’E YÖNELİK AĞIR SÖZLERİ 

Atatürk, Nutuk’ta Vahdettin’in kaçış belgelerini açıkladıktan sonra “Asil Bir Milleti Hacil (Utançlı) Bir Duruma Düşüren Sefil” başlığı altında, “Kamuoyunu gerçek durumla karşı karşıya bırakmak isterim” diyerek Vahdettin’i şöyle eleştirmiştir:

“Egemenliği atadan oğula geçirmek gibi yanlış bir yöntem sonucu olarak büyük bir makam, gösterişli bir san kazanabilmiş bir sefilin, onuru çok yüksek olan soylu bir milleti nasıl hacil (utançlı) bir duruma düşürebileceği o zaman kendiliğinden anlaşılır.

Gerçekten, neden ve nasıl olursa olsun, Vahdettin gibi özgürlüğünü ve hayatını, milleti içinde tehlikede görebilecek kadar adi bir mahlûkun (yaratığın), bir dakika bile olsa bir milletin başında bulunduğunu düşünmek ne hazindir! Şayanı teşekkürdür ki, bu alçak, atalarından kalma saltanat makamından, millet tarafından atıldıktan sonra denaetini (alçaklığını) tamamlamış bulunuyor. (…)

Aciz, adi, his (duygu) ve idraktan (anlayıştan) yoksun bir mahlûk (yaratık), kendisini kabul eden herhangi bir ecnebinin (yabancının) himayesine (korumasına) girebilir; fakat böyle bir mahlûkun bütün Müslümanların halifesi kimliğini taşıdığını söylemek elbette doğru değildir. Böyle bir görüşün doğru olabilmesi, her şeyden önce bütün Müslüman toplumların esir olmaları şartına bağlıdır. Oysa dünyada gerçek böyle midir? Biz Türkler bütün tarihimiz boyunca özgürlüğe ve bağımsızlığa örnek olmuş bir milletiz. Kıymetsiz hayatlarını iki buçuk gün fazla, sefilce sürükleyebilmek için her türlü düşkünlüğü sakıncasız bulan halifeler oyununu da sahneden kaldırabildiğimizi gösterdik. Böylece devletlerin, milliyetlerin birbirleriyle olan ilişkilerinde, kişilerin, özellikle kendi devletinin ve milletinin zararına da olsa kendi durum ve hayatlarından başka bir şey düşünmeyecek pespayelerin (alçak, soysuz, aşağılık kişilerin) önemi olamayacağı gerçeğini doğruladık.

Milletlerarası ilişkilerde mankenlerden yararlanmak sistemine düşkünlük dönemine son vermek, uygar dünyanın samimi temennisi olmalıdır.

Saygıdeğer efendiler, firari (kaçak) halife, TBMM tarafından halifelikten çıkarıldı. Yerine, sonuncu halife Abdülmecit Efendi seçildi.” (Nutuk /Söylev, C.II, s. 924-925)

***

Sonuç olarak Son Padişah Vahdettin, 17 Kasım 1922’de İngilizlere sığınarak İngiliz Malaya zırhlısı ile Türkiye’den kaçtı. Bu tarihi bir geçektir. Vahdettin’in İngilizlere sığınıp Türkiye’den kaçtığını kanıtlayan belgeler ilk olarak 18 Kasım 1922’de TBMM’de okunmuştur. M. Kemal Atatürk de 1927’de yazıp okuduğu Nutuk’ta, Vahdettin’in kaçış belgelerini açıklayarak Vahdettin’in İngilizlere sığınıp kaçışını özetlemiştir. Kaçışa yardım eden İngiliz General Harington da yazdığı kitapta Vahdettin’in kaçış belgelerine yer vermiştir. İngiliz arşivlerinde de Vahdettin’in kaçışını anlatan belgeler vardır. Ayrıca Atatürk Nutuk’ta kaçak Vahdettin’i çok ağır ifadelerle “hain, aciz, adi, soysuzlaşmış, şuursuz, his (duygu) ve idrakten (anlayıştan) yoksun bir mahlûk (yaratık)” diye adlandırmıştır.

Vahdettin’in İngilizlere sığınıp kaçtığı gerçeğini okul kitaplardan çıkarmaya kalkan AKP’li Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, bu gerçeği TBMM tutanaklarından nasıl çıkaracaksın? Vahdettin’in kaçış belgelerini açıklayan ve Vahdettin’i “hain” diye adlandıran Atatürk’ün Nutuk’unun okullara sokulmasını da yasaklayacak mısın? Tarihi değiştiremezsin Yusuf Tekin! 

BELGELER

Image

(Atatürk, Nutuk)

Image

Image

Image

Image

İlgili Haberler

‘Cinayet ihbarı’ ekipleri harekete geçirdi, gerçek başka çıktı!

admin

Gezi Parkı’na polis yığınağı: ‘Depreme karşı değil, halka karşı teyakkuzdalar’

admin

Sapanca Gölü’nde tehlike çanları çalıyor! Son 5 yılın en düşük seviyesinde: “4 yıldır buradayız, ilk defa bu seviyeye düştü”

admin

Ankara’da oto sanayiye “change” operasyonu: 5 gözaltı

admin

Son Dakika… Ekrem İmamoğlu’ndan ‘Kanal İstanbul’ tepkisi: ‘Depremle ilgili sadece aklıma gelen 4 kalem işinizi paylaşıyorum’

admin

Sürece ‘şüpheci iyimser’ yaklaşım

admin

Yorum Yap

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bu konuda sorun yaşamadığınızı varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul Et Devamını Oku

Çerez Politikası