
Sonunda bu da oldu. Ekrem İmamoğlu’nun mahkemede yapacağı savunmayı kitaplaştırıp kamuoyu ile paylaşması yasaklandı.
Savunma hakkının kutsallığını, yargının iddia-savunma-hüküm üçgeninde eşitliğini geçtik. Tutuklu yargılanan bir kişinin lehine olan delillerin de toplanması için talepte bulunma hakkını geçtik. Onca ağır suçlamalara karşı, yargı önünde cevap verme hakkını da geçtik.
Elde kaldı sanığın mahkemede yapacağı savunmanın tam metnini kitap haline getirip kamuoyu ile paylaşma hakkı!
Şimdi bu da kısıtlanıyor.
Tablo Özgür Özel’in, İmamoğlu’nun zaman zaman yaptığı şu değerlendirmelere haklılık kazandırıyor:
– Burada bir yargılama yok. Yargılıyormuş gibi yapma var. Verilmiş bir kararın açıklanma zamanı bekleniyor!
***
Her şey ağustos ayının son haftasında oldubitti. İmamoğlu’nun 10 bölüm halinde 400 sayfalık savunmasının “Millet Şahidimdir” adıyla basım aşamasına gelmesinin ardından Kırmızı Kedi Yayınevi Kültür Bakanlığı’na bandrol için başvuruyor. Bu arada kitabın içi basılıyor ve ciltlenmeye hazır hale getiriliyor. Tam bu sırada İstanbul 4. Sulh Hukuk Hâkimliği 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 3/2 ve 25/2 maddelerini gerekçe göstererek kitabın “basılmış ve basılmakta olan tüm nüshalarına el konulmasına, dağıtılmasının ve satışa sunulmasının yasaklanmasına” karar veriyor.
27 Ağustos tarihli karar anında uygulanıyor, yayınevine okurdan önce polisler giriyor.
İmamoğlu’nun haksız yere tutuklu olduğu, adil yargılanmadığı bundan daha iyi anlatılamazdı!
İmamoğlu’nun bedenini tutukladılar, duruşma salonunda savunma yapmasını sınırladılar, sosyal medyasını yasakladılar, belediye başkanı seçildiği İstanbul’da fotoğraflarını yasakladılar, sesini yasakladılar, afişlerde adının yer almasını yasakladılar.
Ve şimdi kitabını yasaklıyorlar.
4000 sayfalık suçlamaya, 400 sayfayla yanıt vermiş; olmaz diyorsunuz!
Yasaklamaya dayanak gösterilen maddelere baktık; milli güvenlikten Atatürk’e dair suçlara, halk arasında korku ve panik yaratmaktan başkalarının haklarının korunmasına kadar her şey var!
İmamoğlu hakkında 435 suçlama üretilmiş. Her biriyle ilgili bir saat konuşsa 435 saat eder, yarım saat konuşsa 217.5 saat eder, 15 dakika konuşsa 109 saat eder. Buna karşın yarım günde savunmasını tamamlaması isteniyor. “Bu yetmez” deyince kayda, “susma hakkı” diye geçiyor.
Şimdi İmamoğlu, “uygun bir zamanda, makul bir sürede” savunma yapmak için bekliyor!
Velev ki İmamoğlu’nun savunma kitabında suç unsurları var! İyi ya, yayımlansın kitap. Çıkın kamuoyuna, deyin ki:
– Bu kişi bir suç makinesi. İşte savunma yaparken bile suç işlemiş!
Bunun yerine kamuoyunun içeriğini bilmediği bir savunmayı yasaklıyorsunuz.
***
Kitap yasaklayan iktidarlar hiçbir zaman iyi hatıralar bırakmamıştır.
Böylesi yasakları hep ters tepmiştir.
İç cepheyi güçlendireceğiz demekle milyonların oyunu almış bir belediye başkanını tutuklayıp savunma hakkını dahi çok görmek yan yana gelmez.
Yasaları adeta yasaklar diye uygulayarak adalet dağıtamazsınız, adaleti dağıtırsınız.
Nasrettin Hoca’ya sormuşlar:
– İki kere iki kaç eder?
Hoca kavuğunu düzeltip cevap vermiş:
– Satın alırken mi, satarken mi?
Yasaların uygulanması ne yazık ki buna döndü. Kimine yasaların “haklar” tarafından veriliyor kimine “haklamalar” tarafı!
Kitap yasak. Hitap yasak.
Bu gidişle İmamoğlu’na sadece şu hak kalacak:
Hüküm giyme hakkı!


